Detroit: Become Human

Geliştirici:
Platform:
Tür:
Yayın Tarihi: 25-05-2018
Detroit: Become Human İncelemesi
PUANLAMA
8.8
8.5
Puan Ver

Detroit: Become Human - Puanlama

Oy verebilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.
Giriş yapmak için

Detroit: Become Human İncelemesi

Detroit: Become Human İncelemesi

Dünya üzerinde nefes alan en acımasız hayvan hangisidir diye sorsanız size yanıtım insan olacaktır şüphesiz. Doğasındaki yok etme ve ötekileştirme güdülerini nedense en baskın olanlar yapan insanoğlunun gittiği yolun sonu da pek hoş değil zaten.

Doğayı, karşı görüşe sahip olanları, hayvanları acımasızca yok edebilen, güzel şeyler yaratma konusunda fena halde kısırlık çeken insanlığa bir tokat da Quantic Dream atıyor. Fahrenheit, Heavy Rain ve Beyond: Two Souls ile bizlere interaktif sinema türünü armağan eden firmanın son harikası Detroit: Become Human. İnsanların elinden çıkan ama sanki gökten düşmüşler gibi itilip kakılan, ezilen, tüm ayak işlerinde kullanılan ama gıkı bile çıkmayan androidlerin ayaklanmasını merkezine alıyor Detroit.

İsyan kıvılcımlarında rol kesen üç androidin öyküsüne odaklanıyoruz hikayede. Markus ünlü bir ressamın uşağı iken bir anda dünyayı değiştirecek isyanın başrolünde buluyor kendisini. Küçük bir kızın baba şiddetine maruz kalması karşısında sessiz kalamayan Alice insanlığa hayranlık duyuyor ama endişeleri de teknolojisi kadar önemli. Connor ise insanlığın hizmetindeki bir dedektif android. Bu üç farklı yapay zekanın hikayeleri çok farklı noktalarda dursa da, bir günde gelişen olaylar yollarını kesiştirecektir.

Çok alakasız kaçacak muhtemelen ama Detroit’i bitirdiğimde olay örgüsü ve yolların kesişmesi şekli aklıma muhteşem Paramparça Aşklar ve Köpekler filmini getirdi. Bu serbest çağrışımdan mı etkilendim, bilemiyorum ama Detroit’in hikayesi beni oldukça tatmin etti. İkinci ismi ”İnsan Olmak” ama oyun bittiğinde insan olma kavramını sorguluyoruz, ne gerek var yahu diyoruz açıkçası. Etrafına, doğaya, diğer canlılara düzenli olarak nefret kusan ve bana göre dünyanın en büyük bug’ı olan insanoğlundan çok androidlere sevgi besliyoruz sürekli. Tabii ki Cage’in yazarlığındaki dayatmalar ve kasti drama yüklemeleri etkili oluyor ama görünen köy de Cage isimli bir kılavuza ihtiyaç duymuyor, insanlık olarak halimiz kabak gibi ortada. Bir tarafları Trabzon’dan görünen, yaradılışını kutsallaştırırken etrafına, coğrafyasına, dünyasına umarsızca zarar veren ego patlağı canlılarız genelleme yaparsak. Nefretimi iyice kustum, rahatladım. Detroit’e dönebiliriz artık.

Hemen notumu düşeyim şuraya; oyunun adı bilinçli olarak Detroit. Amerika’nın yakın dönem toplumsal travmalarında önemli rolü olan bir şehirdir Detroit. 1967’de patlak veren siyahi isyanı ile ciddi bir dönem geçiren şehir daha sonra toparlayamadı kendisini. Sürekli olarak isyanların, eylemlerin şehri olarak ön plana çıkan Detroit, 2013 yılında iflas eden bir eyaletti artık. Bugün hayalet şehir olarak adlandırılıyor ve tamamen kaderine terk edilmiş bir görüntü çiziyor Detroit. Çökmüş ve her an patlamaya hazır ruh haliyle de Detroit: Become Human için ideal bir isme sahip şehir.

Quantic Dream oyunları grafikleriyle her zaman göz doldurmuştur. Hatırlayın, Heavy Rain çıktığında ne olduğumuzu şaşırmış, ”PS3 sen nelere kadirmişsin öyle?!” diye çığlıklar atmıştık. Beyond: Two Souls ile yüz animasyon ve modellemelerinde gelinen son noktayı görmüştük. PS2’ye dönelim hatta; Fahrenheit dönemine göre nasıl da sinematik bir oyundu öyle? Detroit ise her anlamda firmanın görsel zirvesi, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Teknik açıdan gelinen nokta göz dolduruyor.

Karakter modellemeleri inanılmaz. Hareket yakalama tekniğini sonuna kadar sömürmüş Quantic Dream. Çekimleri neredeyse 1 yıl süren, 300’e yakın aktörün çalıştığı devasa bütçeli bir işten bahsediyoruz burada. Sinemanın geleceği burada yatıyor dersek çok da işkembeden sallamış olmayız, demedi demeyin. Yakın plan çekimlerde yüz animasyonlarını görmeniz lazım, ben çok bir şey yazmak istemiyorum. Firmanın oyunları için hep interaktif film denmiştir, işte Detroit kimine göre olumsuzluk içeren bu tanımı fazlasıyla hak ediyor. Ekrandan alamıyorsunuz gözlerinizi, detaylar müthiş. Bu sene God of War, Detroit derken biz PlayStation aşıkları olarak ne kadar şanslı bir limana demirlediğimizi net bir şekilde anlıyoruz.

İş teknik detaylara gelince de bu sefer sorunlarından iyice arınmış bir QD projesi karşılıyor bizleri. Özellikle Beyond: Two Souls’da frame düşmeleri, kontrol hantallıkları fena halde can sıkabiliyordu hatırlarsanız. Benzer hantallıklar Heavy Rain’de de mevcuttu. Detroit ise büyük oranda bu sorunlardan kurtulmuş. En aksiyonlu, koşuşturmacalı bölümlerde bile frame düşmüyor kolay kolay, yağ gibi akıyor oyun. Böylece QTE denen doğru zamanda doğru tuşa basma oyunları gerçek tansiyonunu verebiliyor size, teknik aksaklıkları bahane edip küfür etme lüksünüzü elinizden alıyor oyun güzelce.

Quantic Dream oynanabilirliğin önüne hikaye anlatımını koymuştur her zaman. Zaman zaman yapımlarının oyun olmadığı, tercihler sunan filmler olduğuna dair eleştiriler alsalar da yollarından hiç şaşmadılar. Ne de iyi yapıyor direterek! Her oyunun birbirine benzemesini isteyenlere inat orijinal işler çıkarmaya, 23 oyunluk seriler üretip kolaya kaçmaktansa her seferinde yeni ve farklı fikirler ortaya koymaya devam ediyorlar.

Tercihlerinizin hikayeye yön verdiği oyunlar yapmayı pek seven David Cage bu sefer ipin ucunu iyice kaçırmış. Detroit’in her bölümünü bitirdiğinizde bir tercih ağacı gelecek ekrana ve o kısa öykücüklerin ne kadar farklı sonuçlara ulaşabileceğini görüp şaşıracaksınız eminim. Bu çılgın çeşitlilik pazarındaki tüm sonuçları görme isteğini fena halde körüklemeyi başarıyor Detroit. Spoiler yeme pahasına Youtube’da bitirdiğiniz bir bölümün nerelere gittiğine bakın dilerseniz, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Zincirleme reaksiyon gibi, daha yolun başındaki tercihiniz koca hikayeyi nerelere götürecek. Oyunun öyküsünün yaklaşık olarak 10-11 saatte bitmesinin sebebi de bu. Tekrar tekrar oynayabileceğiniz bir kıvamda tutmak işi. Yoksa 35 saatte biten bir hikayeyi bir daha bir daha oynamak pek gelmez içinizden.

Firmanın önceki oyunlarındaki alışkanlıkların aksine bu sefer bir değil, tam üç tane karakterin kaderi bizim elimizde. Üçü de androidler çağının farklı noktalarını temsil ediyorlar ama hikayeleri elbette ki kesişiyor. Bu geçişler öykümüze güzel bir tempo ve çeşitlilik katıyor, anlatım oldukça dinamik. Karaktere göre anlatım tarzı ve oyun dinamikleri çıkıyor karşımıza. Mesela android dedektif olan Connor ile cinayet mahalline gidip olayları çözme kısımları oldukça zevkli. Bu bölümlerde çizgiselliğin içine biraz da keşif katıyor oyun. Detayları görmek, bu detaylar sayesinde bir sonraki diyalogda yeni seçenekler açmak tamamen sizin elinizde. Marcus işin aksiyon ayağında, genelde çatışma ve platform işleri kendisinde. Alice ise drama tonu en yüksek öyküye sahip ve kendisi insanlığa sevdalı olduğundan şiddete asla başvurmuyor. Gizlilik teması Alice’e emanet.

Oyunun kontrollerinde gene hantallık mevcut ama bu önceki QD oyunlarındaki gibi değil. Hele ki Heavy Rain’de sağa sola toslayan karakter sorununa burada asla rastlamıyoruz. Buradaki ağırlık hikayedeki sahneye bağlı olarak karakterlerin ağır yürümelerinden ibaret, bu da gerçekçilik adına yapılmış bir durum zaten. Yoksa aksiyonun coştuğu, ani karar vermeniz gereken QTE’lerle bezeli anlarda yağ gibi akıyor Detroit.

”Peki hiç mi sıkıntısı yok bu oyunun kuzum?” diye soracaksınız bana, değil mi? Tabii ki var, kusursuz ne var ki hayatta? Bana göre Detroit’in en büyük sorunu tercihlerle çılgınca yön değiştiren hikayesine rağmen oynanabilirlik çizgisel oluşu. İkinci veya üçüncü turu atarken birbirine yakın sahneler sunan bölümlere denk gelirseniz illa sıkılacaksınız, bu kaçınılmaz. Ayrıca bazı sahneler QTE’lere öylesine boğulmuş ki, ekranda ne olup bittiğine odaklanamıyorsunuz. Sahneye mi bakayım, yoksa analog ile yarım ay hareketini hızlıca mı yapayım ikilemi bazen can sıkıyor.

Hikayenin bir yerden sonra ”insanlıktan nefret edin, androidleri üzmeyin” dayatması da kör göze parmak biraz, Cage belli ki imkanı olsa hepimizi yok edecek. Bu sorunlar odağınızın kaymasına yol açıyor, ister istemez kendi ayağına sıkıyor Detroit: Become Human.

Oyunun seslendirmeleri fena, zaten profesyonel aktörlerle çalışıldığı için duygu aktarımında, tonlamalarda gram sıkıntı yok. Ciddi performanslar var. Her karakter için ayrı besteciler tutulmuş ve müzik anlamında da kalite çıtası yüksek. Harikalar Diyarı’nda olmadığını kısa sürede anlayan Alice için drama tonu yüksek besteler yaratılmış, Markus ise içine düştüğü aksiyonun hakkını veren parçalara sahip. Ses efektleri de çılgın atıyor; karakterimiz karda yürüdüğünde o iç gıcıklayan hoş kütürtüyü öylesine net duyuyorsunuz ki, bir bakmışsınız seslere de kulak kesilmişsiniz.

Detroit: Become Human özel bir iş. Quantic Dream’in en iyisi mi sorusuna net bir yanıt vermem güç açıkçası. Heavy Rain’in kendi içinde güç kazanan, yetişkin işi hikayesinin tadı hala damağımda. Detroit büyüklere karanlık bir masal, insanlığa da bulduğu her fırsatta tokat atıp duruyor ama bir yerden sonra samimiyetini yitiriyor gibi bu haklı saldırı ve karikatürize bir hal alıyor. Tempo olarak ise firmanın elinden çıkmış en yetkin iş diyebilirim. Üç karakter ile zenginleşen hikaye sürekli vites değiştiriyor, sizi bir sağa sallıyor bir sola. O zaman şöyle diyeyim; Detroit, Heavy Rain ve Fahrenheit’ten sonraki en iyi QD oyunu. Arkasında bir tek Beyond: Two Souls kalıyor zaten. Bu dediğime bakıp kötü şeyler düşünmeyin, Detroit piyasadaki çoğu oyunu tek turda üç kere sollar geçer, orası kesin. Prodüksiyon kalitesi, içeriği, hikayesi ve sonuç çeşitliliği ile zaten farklı noktada duran bir yapım kendisi. O yüzden sevgi gösteriniz kendisine.

 

 

Paylaş:

  • Facebook
  • Twitter
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • Email
  • RSS

Etiketler:


Tarih:15 Temmuz 2018 Yazar:HakanOrkan

Yorum yaz

Yorum yazabilmek için yapmanız gerekmektedir.

Üye Ol

Üyeliğiniz başarıyla gerçekleşti.

Lütfen adresini kontrol ederek üyeliğinizi onaylayınız.
Ad
Soyad
E-posta
Kullanıcı Adı
Şifre
Şifre tekrar
PST’den haber almak ister misiniz?

Giriş Yap

Kullanıcı Adı veya E-mail :
Şifre :

Şifremi Unuttum

Kullanıcı Adı veya E-mail :