Yazar: tool | Kategori: OYUNLAR, REHBER | Tarih: 17 Aralık 2008, 11:00
Zaman her daim olduğu gibi gene su gibi geçti ve 2008 senesini de hızlı bir şekilde geride bıraktık. Playstation 3 için geçen seneye oranla oldukça verimli geçen 2008′de birbirinden başarılı oyunlar oynadık, bir o kadar kötü örneklerle boğuştuk. İşte 2008 senesinin kapsamlı bir değerlendirmesi.
2008 SENESİNİN YILDIZLARI:
LittleBigPlanet: Media Molecule’un süper şirin oyunu LBP hiç kuşku yok ki bu senenin en büyük yıldızlarından. 2008 yılının başından beri merakla beklenen oyun, gösterildiği her fuarda en çok ilgiyi çeken yapım olma başarısını gösterdi. Sonunda Ekim ayında raflardaki yerini alan oyun göze çok hoş gelen grafikleri, şirinlik muskası karakterleri ve oyunculara özgür bir şekilde kendi bölümlerini tasarlayıp paylaşabilme imkanı tanıması sayesinde beklenen ilgiyi gördü. Bölüm tasarımının uçsuz bucaksız olması sebebiyle de fazlasıyla uzun bir oyun ömrü sunan LittleBigPlanet bu senenin kaçırılmaması gereken en önemli olaylarından.
Metal Gear Solid 4: Hideo Kojima’nın asla eskimeyen dünyasında bir kez daha Snake rolünü üstlendik MGS4: Guns of the Patriot sayesinde. Snake’in oldukça yaşlanmış hali ile tanıştığımız son oyun, seriye her zaman hakim olmuş kalite çıtasını en üst seviyeye taşıyarak adını bir kez daha en iyiler listesine altın harflerle kazıdı. Son oyun ile aksiyona biraz daha ağırlık veren Kojima, bizleri PS3′ün gücünü gösterecek kalitede grafiklerle ve film kalitesinde bir öyküyle başbaşa bıraktı. Upuzun ara videoları bile sıkılmadan izlememizi sağlayan muhteşem öyküsü seride açık kalan birçok noktanın da gün yüzü görmesini sağladı. Bitirdiğimizde tadı fena halde damağımızda kalan oyunu vakit buldukça tekrar oynamak oldukça zevkli ama biz merakla Kojima’dan yeni oyunun haberlerini bekliyoruz.
Resistance 2: Insomniac’ın devam oyunu her anlamda ilkini gölgede bırakacak kaliteye sahip şekilde karşımıza çıktı. Devasa düşmanlar, geniş çevre ve 60 kişiyi destekleyen online tecrübe inanılmaz zevkli saatler sundu bizlere. PS3′e özel olan oyun belki biraz daha iyi grafikler sunabilirdi bize ama şu haliyle bile birçok oyunun erişemediği kaliteye sahip olduğu da bir gerçek. Kaliteli öyküsü ve sürpriz finali bizleri şaşırtmayı başaran oyun, asıl gücünü durmak bilmeyen aksiyonundan alıyor. Tek bir ekranda yüzlerce düşmanın size saldırdığı anlarda kalp atışlarınızın hızlanmadığını söylerseniz burnunuz uzar :) . Kısacası Resistance 2 beklentilerin asla altında kalmayan, bu yılın en iyi FPS’lerinden.
Gran Turismo 5 Prologue: Playstation kullanıcılarının her zaman gözbebeği bir serinin son oyunundan bahsetmeden geçmek olmaz. Her ne kadar Gran Turismo 5′in tam sürümü çıkmamış olsa da, bizlere ısındırma turu attırmak isteyen GT 5 Prologue kısıtlı seçeneklerine rağmen gerçekçi bir yarış simülasyonu isteyenler için en iyi oyun olma özelliğini sürdürüyor. Elbette arcade tarzda yarış oyunlarını seven oyunculara farklı ve zor gelebilecek bir oyun GT 5 Prologue, ancak gerçekçilik arayan oyuncuların ilacı olduğu da bir gerçek. Tam sürümünün çıkması 2009 yılının sonlarını bulacak olabilir, o yüzden hala bu eşsiz yarış tecrübesini deneme şansına sahipsiniz.
Valkyria Chronicles: Ne yazık ki vakitsizlikten inceleyemediğimiz ve sizlerle paylaşamadığımız bir oyun oldu Valkyria Chronicles. RPG türüne yeni bir soluk getiren oyun, SEGA’nın hala hayatta olduğunu gösteren çok önemli bir yapım olarak dikkatlerden kaçmadı. Kara kalem çizimleri andıran muhteşem grafikleri, RPG’lerin klasiği olan sıra tabanlı dövüş yerine tamamen özgün bir aksiyon yapısı da içeren oyun, türün hayranları tarafından kesinlikle kaçırılmamalı. Düşük satış rakamlarını görünce üzülsekte, bu kadar özgün yapımların PS3′e özel geliştirilmesi bizleri oldukça sevindiriyor. İmkanınız ve RPG türüne sevginiz var ise Valkyria Chronicles alışveriş listenizin en üstünde yer bulmalı kendine.
Fallout 3: Bethesda’nın hayata döndürdüğü muhteşem seri Fallout’un üçüncü oyunu, bazı eksik gediklerine rağmen serinin hakkettiği kaliteyi sonuna kadar taşıyor. İnanılmaz geniş dünyası, kıyamet sonrası dünyayı gerçekçi bir şekilde hayata geçiren grafikleri ve değişik saldırı dinamikleriyle 2008 yılının en orijinal oyunlarının başında geliyor Fallout 3. Her ne kadar Oblivion’ın devamını oynuyor hissi uyandırsa da, prodüksiyon kalitesi ile zevkli bir tecrübe haline geliyor. Üstelik serinin önceki oyunlarına hakim olan karanlık gelecek ve kara mizah hissi de aynen korunmuş bir şekilde karşımızda üçüncü oyunda. Yapımcı Bethesda seriye devam edeceklerini de açıklamış durumda.
Grand Theft Auto IV: İşte 2D ufak bir oyunken bir anda kült haline dönüşen GTA serisinin yeni nesildeki ilk çıkartması, hem de ne çıkartma. Niko Bellic isimli sırp göçmenini oynadığımız son oyun, bize oldukça inandırıcı ve gerçekçi bir öyküyü başarıyla sunuyordu. Grafikleri ile ağzımızı açık bırakamasa da öykünün geçtiği şehri detaylı ve canlı bir şekilde yansıtarak bu eksiğini kapatıyordu GTA IV. Kendi keşfi olan özgür dünya yapısının avantajlarını sonuna kadar kullanan oyun, bizleri ikileme düşürecek tercihler de sunarak oyun yapısına esneklik katıyordu. Evet, GTA IV bazı eksiklikleri bünyesinde barındırıyordu ama sorunsuz kontrolleri, başarılı öyküsü ve kült karakteri Niko ile senenin en iyi oyunlarında zirveyi hala zorluyor.
Bioshock: XBOX 360′a çıktığında takvimler 2007′yi gösteriyordu ve oyun fırtınalar kopartıyordu. Biz PS3 sahipleri ise köşemize sinmiş, gizlice oyuna bakıp imreniyorduk. Neyse ki 2K oyunu PS3 için gecikmeli de olsa çıkartmaya karar verdi. 2008′in üçüncü çeyreğinde oyuna kavuştuk ve boşuna hit olmadığını anladık. İnanılmaz orijinal öyküsü, özgün mekan tasarımları ve FPS türüne getirdiği yenilikler ile kaçırmanın hata olacağı bir tecrübe ile karşılaştık. İçerdiği yoğun politik alt metin ise oyuncuları resmen düşünmeye itiyor, üstelik gayet doğru ve mantıklı eleştiriler getiriyor ve yaşadığımız düzeni sorgulamamızı sağlıyor. Bu açıdan bile ne kadar güçlü ve önemli bir oyun olduğu yadsınamaz Bioshock’ın. Üstelik PS3′e özel eklentilerle de oyunun evreni sürekli genişleyecek. İkinci oyun ise yolda, sıkın dişinizi :) .
Dead Space: Bu senenin hatta tüm zamanların en iyi korku-aksiyon oyunlarından biri Dead Space. EA’nin bozulmaya başlayan marka imajını bile bir çırpıda toplama yeteneğini gösteren oyun, yüksek kalitesi ile seri olma şansına da erişti kısa süre içinde. Ağızları açık bırakan grafikleri, çoğu korku oyununun olmadığı korkutucu olması, detay zengini Necromorph isimli düşmanları ile tarifsiz güzellikte bir tecrübe ve türü sevmeseniz bile oynamadım dememek adına alıp oynamanızın şart olduğu bir yapım bu. Prodüksiyon aşamasında verilen yoğun emek oyunun her bir karesinde kuvvetli biçimde hissediliyor. Kabul, başarılı bazı oyunların teknik özellikleri kullanılmış; Resident Evil 4′te kamera açıları, Bioshock’ın koridorlarda geçen mekan tasarımları gibi. Ancak oyun bunları kopyalamak yerine, saygı duruşu yaparcasına fikir olarak alıyor ve kendi özgünlüğü içinde başarıyla eritiyor. Dediğimiz gibi; gelmiş geçmiş en iyi korku-aksiyon oyunlarından biri Dead Space ve erken çıktığı için Resident Evil 5 kendini şanslı saymalı :) .
Soul Calibur IV: İşte bu senenin en iyi dövüş oyunu. Silah temalı Soulcalibur serisi yıllar boyunca Tekken’in hükümdarlığı yüzünden gölgede kalmıştır ama çok kemik bir hayran kitlesine sahiptir. Bu sene ise seri öyle bir oyunla döndü ki, hala raflardaki yerini almamış olan Tekken’in adını geri plana itti. Soulcalibur IV muhteşem grafiklere ve oldukça rahat kontrollere sahip, bu sayede eşsiz bir oyun tecrübesi sunuyor bizlere. Online desteğinde içinde bulunduğu farklı modları ile ömrünü uzatan oyun, Darth Vader gibi kült bir karakteri de barındırarak ilgiyi üst seviyede tutuyor. Tekken’in yeni oyunu çıkana kadar (PSN üzerinden satın alabileceğiniz Street Fighter II Turbo HD Remix dışında) rakipsiz olan bu özel dövüş oyununu kaçırmayın.
Call of Duty: World at War: Modern Warfare ile kendini aşan CoD serisi aynı kaliteyle yoluna devam ediyor. Treyarch’ın geliştirdiği beşinci oyun her ne kadar tekrar II. Dünya Savaşı’na geri dönse de, beklenenin aksine üst kalitede bir oyun olarak dikkat çekiyor. İki farklı senaryonun yardımıyla rutinleşmeyen oyun yapısı, MW ile gelen başarılı kontroller ve hastalık haline gelen online oyun tecrübesi World at War’un yıldızlaştığı noktalar. Prodüksiyona ne kadar önem verildiği seslendirme kadrosundaki yıldız isimlerden de anlaşılıyor zaten; Gary Oldman ve Kiefer Sutherland. Modern Warfare ile karşılaştırıldığında göze çarpan bazı kusurları dışında seri hız kesmeden yoluna devam ediyor. Infinity Ward’un geliştirmeye başladığı altıncı oyun için ise şimdiden sabırsızlanmaya başladık, ya siz?
FIFA 09: PES hayranı okuyucularımız bana bir kez daha kızacak, ama bu benim kişisel görüşümdür arkadaşlar :) . Fifa serisi bu sene çıtayı çok yükseltti ve gerçekçi futbol tecrübesinin adresi oldu diyebilirim. Geçen seneki versiyona oranla yapılan yüzlerce iyileştirme ve geliştirme etkisini göstermiş ve oldukça başarılı bir futbol oyunu olarak tahtını geri alıyor Fifa 09. Grafikleri, sesleri, oyun dinamikleri ile muhteşem olan oyun, sunduğu sorunsuz online oyun tecrübesi ve sürekli güncellenen Adidas Live Season ile gerçekçilik adına büyük adımlar atıyor ve ömrünü (bir sonraki versiyona kadar) uzatıyor. Oyun içinde yaşanan bazı hatalar canınızı sıkabilir ancak bu hataların çok seyrek gözükmesi büyük bir sorun olmadan bunları engelliyor. Manager modu, 10 vs. 10 modu gibi onlarca farklı seçenek sayesinde Fifa 09 doyumsuz ve gerçekçi bir futbol tecrübesi.
Prince of Persia: Ubisoft Montreal’in ikinci kez dirilttiği muhteşem seri Prince of Persia yeni nesil konsollarda güneş gibi parlıyor açıkçası. Radikal kararlar alarak serinin 2. jenerasyonunu kökten değiştiren yapımcılar, bizlere biraz itici bir karakter sunsalar da, muhteşem bir oyun sunmayı başarmışlar. Yağlı boyayı andıran grafikleri, keskin ve canlı animasyonları, müzikleri ve kontrolleri ile kusursuza yakın bir oyun yeni Prince of Persia. Oyunun aksiyonu en aza indirgediği doğru, ancak içerdiği yoğun platform öğeleri o kadar başarılı ki, aksiyonu pek aramıyoruz. Üst düzey prodüksiyonu ile bu senenin en iyi ilk beşine giremese de gizli yıldızlarından olmayı başarıyor yeni prens.
NBA 2K9: 2K Games yıllardır başarıyla sürdürdüğü NBA serisini çok başarılı bir oyun ile devam ettiriyor. Bu sene NBA Live 09′u gölgede bırakan oyun, muhteşem grafikleri, taktiksel yoğunluk içeren oynanabilirliği ve sunucularda yapılan düzeltmeler sonucu iyileşen online oyun tecrübesi ile basketbol heyecanını yaşayabileceğiniz en iyi tercih. İlk başta zor gelen kontrollere alışınca çok zevkli hale gelen NBA 2K9, özellikle bir arkadaşınızla karşılıklı oynadığınızda maksimum seviyede eğlence vaadediyor. Oyun karışık ana menüsüyle ve ilk başlarda alışması zor kontrolleriyle sıkıntı verebilir ama üzerine eğilerek kısa sürede bu sorunları aşabilirsiniz. Kaçırmayın.
2008 SENESİNİN İYİLERİ:
Siren Blood Curse: PS3′e özel olarak geliştirilen Blood Curse, Siren serisinin üçüncü ve en iyi oyunu. PSN üzerinden de episodik biçimde satın alabileceğiniz oyun, tansiyonu yüksek bir atmosfere sahip. Farklı birçok karakteri yönetebildiğimiz oyunda özellikle ufak kızımızla oynadığımız bölümler güney bölgelerimizin üçbuçuk (rakamla 3,5) atmasına sebep olmuştu. Her bir karakterin farklı özelliklere sahip olması, oyuna değişken bir yapı getirmiş ve oyuncuların sıkılması önlenmiş. Sightjack özelliği sayesinde de oldukça özgün bir oynanabilirlik sunan Siren Blood Curse korkuyu iliklerimize kadar hissetmemizi sağladı çıktığı zaman. Kontrollerde yaşanan sorunlar ve manuel olarak idare edemediğimiz kamera açıları biraz canımızı sıktı ama zaten kaliteli yapımlara rastlamanın bugünlerde zor olduğu korku türüne dair en iyi örneklerden olduğunu da söyleyerek Siren’ın hakkını vermemiz lazım.
PES 2009: Geçen sene yaşanan hüsranın üzerine Konami’nin çok sıkı bir çalışma içine girdiğini duyduğumuzda sevinmiştik çünkü biz PES serimizin PS2′deki güzel günlerini özlüyorduk. Ancak PES 2009 çıktığı zaman bir önceki sene kadar olmasa da hayalkırıklığı oldu benim için. Yeni nesile pek yakışmayan grafikleri, sekizgen bir şema içine sıkışmış kontrol yapısı ve azalsa da sorunları devam online tecrübe can sıkıcıydı. Geçen seneye göre daha iyi bir PES olduğu su götürmez bir gerçek elbette, arcade ile simülasyonu harmanlayan oyun yapısı serinin önceki oyunlarını anımsatıyor kuvvetli biçimde. Ancak bu kısmi geri dönüş yeni nesil bir oyun için bence yeterli değil, Konami eğer bu muhteşem serinin ölüm fermanını imzalamak istemiyorsa 2010 versiyonu için radikal adımlar atmak zorunda, aksi takdirde PS2′lerimizi tozlu raflardan çıkarıp serinin eski oyunlarını anmak gerekecek. Gene de PES 2009, bir önceki sene sunulan sorunlu oyunun üzerine ilaç gibi gelen bir futbol oyunu.
Top Spin 3: 2K’nın tenis oyunu Top Spin hayatına XBOX oyunu olarak başlamıştı. Serinin üçüncü oyununda Multiplatform olan oyun, oldukça gerçekçi ve zevkli bir tenis tecrübesini konsollarımıza taşıdı. Farklı kontrol yapısı ilk başlarda alışması zor olsa da, alıştıktan sonra çok zevkli bir oynanabilirlik sundu bizlere. Karakter geliştirme modu, Virtue Tennis’in en büyük eksikliği olan online oyun moduna sahip olmak gibi farklı seçenekler sunan oyun, grafikleriyle de göz alıyor. Tenisçilerin maç ilerledikçe terlemelerine kadar verilen derin görsel detaylar oyunun en büyük artılarından. Oyunun uzun süren alışma evresi sabırsız oyuncular bir eksik sayılabilir, çünkü antrenman moduna zaman ayırmadıkça doğru ve etkili servis atma, topu kuvvetli biçimde karşılama gibi önemli özellikleri öğrenmeniz ve uygulamanız oldukça zor.
Mirror’s Edge: DICE oldukça riskli bir yapımın altından başarıyla kalkmış Mirror’s Edge ile. FPS türüne taze bir soluk getiren oyun, birinci kişi kamerasını belki de en gerçekçi şekilde kullanan yapım olarak dikkat çekiyor. Freerunner olan Faith’in macerasında dövüşmekten çok kaçmak oyunun ana fikri. Binalardan binalara atlarken, engelleri aşarken verilen yoğun gerçeklik hissi hassas mideye sahip oyuncuları sıkıntıya sokabilir belki, ama minimal sunum ve kusursuza yakın oyun dinamikleri Mirror’s Edge’i herşeyden önce özgün bir tecrübe haline getiriyor. Bir iki tuş yardımıyla tüm aksiyonları yapabilme olanağı sunan oyun, kesin direktifler alabileceğiniz bir harita içermediği için yön duygunuza güvenmenizi istiyor. Yakın dövüş ve ateş etmedeki sorunları yüzünden can sıkan oyun, bu tip sorunlar yüzünden 2008′in yıldızlarından olma şansını kaybediyor belki ama kesinlikle denenmesi gerektiği gerçeğini değiştirmiyor. Seri haline gelirse kusursuza ulaşma potansiyeli taşıdığını incelememizde belirttiğimiz oyunun devamının yapılacağı da EA tarafından onaylandı.
Condemned 2 Bloodshot: Monolith stüdyolarının yapım ekibi sanıyoruz ciddi psikopatlardan oluşuyor. Neden derseniz adamların elinden normal bir oyun kolay kolay çıkmıyor, hepsinde üst seviyede şiddet ve vahşet var. Condemned 2 ise firmanın doruk noktası. FPS’de yumruk yumruğa dövüşme imkanı sunan bu oyun, karanlık öyküsü ve başarılı grafikleri ile oldukça etkileyici bir tecrübe. Küçük kardeşlerimizden uzak tutmamızın elzem olduğu Condemned 2, yüksek oranda grafik şiddet içeriyor. FPS türünü kökten değiştirecek yenilikler içermese de kendi içinde özgün bir yapım olan oyun, söz konusu online oyun modu olduğunda maalesef sınıfta kalıyor. Tek kişilik görev modunda CSI tarzı dedektiflik yapma olanağımızın da olduğunu belirtip çok fazla Condemned 2′nin üzerinde durmayalım, zira fazlasıyla tekinsiz, sakata gelmeyelim PST olarak :) .
GRID Race Driver: Yarış oyunlarında uzman olan Codemasters arcade tarza sahip GRID’i ilk duyurduğunda hiç kimse bu kadar başarılı bir yarış oyunu beklemiyordu. Birbirinden tamamen farklı birçok tarza yarışa bizleri dahil eden GRID, bu sayede uzun vadeli bir oyun tecrübesi sunuyordu. Formula’dan Muscle Car yarışlarına, Japonya’da drift yarışlarından rallilere kadar farklı seçenekler sunan oyunun tek sıkıntısı bu kadar farklı araçla oynama şansı tanımasına rağmen her araçta aynı kontrol dinamiklerini kullanmasıydı. Bunun dışında çok başarılı grafiklere ve sorunsuz çalışan online sunuculara sahip olan GRID hala oynamaktan sıkılmadığımız yarış oyunlarından.
Far Cry 2: Ubisoft’un Yerli Kardeşler’den bağımsız geliştirdiği Far Cry 2, sunduğu gerçekçi Afrika ve sınırsız özgürlük sunan geniş haritası ile beklenenin üzerinde kaliteye sahip bir oyun olarak karşımıza çıktı. Afrika’daki iç savaşta geçen öykü her ne kadar derinlik anlamında sorunlar yaşasa da, gerçekçilik adına elinden gelenin en iyisini yapıyordu. Oyun dinamikleri de tüm bu gerçeklikten nasibini alıyor ve oyuna doğru yönde hizmet ediyordu. Görevlerin bir yerden sonra kendini tekrar etmesi ise oyunu uzun vadede olumsuz şekilde etkiliyordu. Bu rutini kırmayı başarır ve sonuna kadar ilerlerseniz ise oldukça tatmin edici bir oyun olarak aklınıza kazınıyor Far Cry 2. Fizik kanunlarına sadık işleyen grafik motoru ise oyunun başka bir artısı. Rüzgara karşı alev silahınızı ateşlediğinizde ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız :) .
Devil May Cry 4: Capcom’ın başarılı serisi yeni nesilde de başarılı bir oyunla karşımıza çıktı. Her ne kadar çoğunlukla oynadığımız Nero isimli karakterin dövüş-aksiyon dinamikleri Dante kadar seri ve zevkli olmasa da, oyunun genelinde can sıkmıyordu. Dante ile oynadığımız bölümler ise oyunun parladığı anlar oluyordu. Yeni nesilin gücünü arkasına alan, canlı ve parlak grafikleriyle, ucube sirkinden kaçmış gibi görünen düşmanlarıyla ve muhteşem ara videolarıyla çok başarılı olan oyun, seriye hiçbir yenilik getirmediği için yılın klasiklerinden olamıyordu maalesef. Gene de seriyi takip edenleri asla üzmeyecek, yeni başlayanları ise en azından grafikleri ve parmak yoran aksiyonu ile zevkle oyalayacak bir oyun Devil May Cry 4.
Burnout Paradise: Criterion’un hız odaklı yarış oyunu Burnout, kalite çıtası oldukça yüksek bir seriye sahip. Her oyunu ile ilgi görmeyi başaran serinin son oyunu Burnout Paradise ise yeni nesile kuvvetli biçimde giriş yapıyor. Açık dünyası ile yarış oyunlarında devrimsel işlere imza atmış yapımcılar. Örneğin; hiçbir menüye girmeden aynı anda online yarışlara girebilir, durduğunuz kırmızı ışıkta rakiplerle yarışmaya başlayabilirsiniz. Ağır çekim kaza görüntüleri de çeneleri yere düşürecek kadar kaliteli. Sonradan gelen eklenti sayesinde, motorsikletlere ve gündüz-gece değişimine kavuşan oyunun içerdiği tek sıkıntı çok hızlı seyreden yarışlar esnasında yön bulmanın oldukça zor olması. Bunun dışında pek kusur bulamadığımız Burnout Paradise tamamen hıza dayalı bir aksiyon yarış oyunu. Ayrıca PSN üzerinden de oyunu satın alabileceğinizi hatırlatalım.
Battlefield Bad Company: DICE’ın Mirror’s Edge öncesinde çıkarttığı oyun olan Battlefield Bad Company FPS türüne parçalanabilir mekanlar dışında pek bir yenilik getirmese de oldukça eğlendiğimiz bir oyun olduğunu söylememiz lazım. Parçalanabilir mekanlar birçok oyunda var diyebilirsiniz ama burada işler farklı. İçinde sıkıştığınız bir binadan kaçmak için duvara atacağınız bir el bombası açtığınız delikten kolayca sıyrılıp tüyebilirsiniz. Bu da oyuna ister tek kişilik görev modunda olsun, isterse online oyun modunda olsun düşündüğünüzden fazla bir esneklik getiriyor. Bunun dışında Three Kings isimli filmi anımsatan öyküsüyle beraber esprili bir anlatıma da sahip olan oyun, ortalamanın üzerindeki grafiklerinin de yardımıyla 2008 yılının öne çıkan oyunlardan biri olarak dikkat çekiyor.
Brothers in Arms: Hell’s Highway: BiA serisi takım çalışmasına önem verdiği için diğer II. Dünya Savaşı temalı FPS oyunlarından her zaman ayrı bir yerde durmuştur. Son oyunda da değişen birşey yok, takım halinde ilerleyip düşmana saldırmazsanız ilerlemenizin imkansız olduğu bir oyun BiA: Hell’s Highway. Oyunun genel yapısına derinlik katan bu özellik oyuncuları düşünmeye ve düşmanların konumunu incelemeye zorluyor. Grafikleri ile ortalama bir iş çıkaran oyun, kontroller sırasında yaşattığı bazı problemlerle de sıkıntı yaratsa da, yoğun aksiyonu, siper alabilme özelliği gibi özellikleri ile zevkli saatler vaadediyor. Online oyun modu ise çok kötü olan oyun, bu yüzden tek kişilik görev modunu bir kez oynayıp bitirdiğinizde tekrar oynama isteği uyandırmıyor. Dramatik hikayesi ve farklı öykü anlatımı ise oldukça etkileyici ve FPS’lerde genelde rastlamadığımız yoğunlukta.
Tomb Raider Underworld: Lara’nın yeni nesildeki macerası seriyi tekrar güzel günlerine döndürecek gibi. Grafikleri ile oldukça şık anlar sunan oyun, zor ötesi ama zekice tasarlanmış bulmacaları ile de saksıyı sıkı bir şekilde çalıştırmamızı gerektiriyor. Lara’nın akıcı ve gerçekçi vücut animasyonları ise seride görmediğimiz kalitede şu anda. Öyküsü ile de Tomb Raider Legends’ın soru işaretleri bırakan finaline açıklık getiren oyun, hikaye anlatımında da belli bir çizgiyi tutturuyor. Underworld’un klasik olmasını engelleyen çok önemli sorunları da var maalesef. Tepkisel hatalar verebilen kontrolleri ve insanı delirtebilen kamera hataları en belirgin iki örnek olarak dikkat çekiyor ve bu hatalar oyunun oynanabilirliğini büyük ölçüde düşürebiliyor zaman zaman. Crystal Dinamics bu hataların üstesinden gelemeyerek Lara’nın bomba gibi geri dönmesini de bir nebze engellemiş oluyorlar. Darısı bir sonraki Lara oyununa artık.
Saints Row 2: THQ ilk Saints Row oyununu çıkarttığında tek amacı GTA’ya rakip olabilmek, hatta onu geçmekti. Elbette böyle birşey gerçekleşmedi ve ilk oyun orta karar eleştiriler aldı. Yapımcılar da bunu farketmiş olacak ki, ikinci oyunda ısrarla GTA IV’ e benzemeye çalışmadıklarını dile getirdiler. Sonunda oyun çıktı ve yapımcılar aksini iddia etse de oyunun GTA dinamiklerini kullandıklarını gördük. Elbette birbirinden farklı ve absürd görevleri ile GTA’dan farklı bir yerde duruyor oyun. Kendini ciddiye almayan bu yapısı ile bazı açılardan GTA IV’den daha eğlenceli olduğunu bile söylemek mümkün, ama kısa bir süre için :) . Kendini önemsemeyen Saints Row 2 kendi tuzağına düşüyor bir yerden sonra ve anlatmaya çalıştığı hikayeyi tamamen boşlayıp amaçsız şiddetin kol gezdiği, absürd görevlerine teslim oluyor, kendini tekrar eder hale geliyor. Gene de tüm eğlenceli yapısıyla ve uzun süresi ile konsolunuzu belli bir süre meşgul edebilir bu anarşik ve haşarı oyun.
Hakuna Matata (Afrika): Sony’nin geliştirdiği belgesel simülasyonu Hakuna Matata – nam-ı diğer Afrika- firmanın aldığı kararla sadece Japonya ve Çin’de çıkmıştı 2008 yılının ortalarında. Neyse ki National Geographic durumu ele aldı bu ay içinde oyunu Avrupa ve Amerika’da yayımladı. Bizde merakla beklediğimiz oyunu sıcağı sıcağına aldık ve harıl harıl oynuyoruz şu aralar, sizlere incelemesini erkenden sunabilmek için :) . Öncelikle şunu söyleyebiliriz ki, Afrika kendimizi belgeselci gibi hissetmemizi sağlayan bir oyun. Başarılı grafikleri, gerçekçi Afrika sunumu ve 50′nin üzerinde fotoğraflanabilecek hayvan çeşidi ile oldukça kaliteli bir yapım. Elbette eksikleri, gedikleri mevcut ama böyle bir deneyimi de başka hiç bir oyun sizlere sunmayacaktır. Sonuçta hangi oyunda bir zebrayı su içerken görüntüleyebilmek için 10 dakika kıpırdamadan bekliyoruz? :)
Motorstorm: Pacific Rift: PS3′ün ilk oyunlarından olan Motorstorm üstün grafikleriyle ağzımızı açık bırakmış, bizi yeni nesil grafiklerle erkenden tanıştırmıştı. Oyun büyük bir satış başarısı gösterdi ve devam oyununu garantilemiş oldu. Pacific Rift sonunda çıktı ve yapımcılar bu kirli yarışı tropik bir adaya taşıdılar. İlk oyunun kalitesini devam ettiren yapım oyunculara adrenalini yüksek, alternatifli yollara sahip hızlı yarışlar sunmayı bildi. Her ne kadar ilk oyunun üzerine değişen mekan dışında pek bir yenilik koyulmasa da hala oyuncularda adrenalin patlaması yaratacak kalitede bir oyun Motorstorm: Pacific Rift.
2008 SENESİNİN ORTA ŞEKERLERİ:
Turok: Vakti zamanında PC’lerimizi ziyaret eden ve belli bir kalitenin üstünde olan Turok yıllarca gözükmemişti ancak bir anda yeni nesilde tekrar karşımıza çıktı. Orijinalinin aksine bilimkurgunun sularından yüzen yeni Turok ne yazık ki beklentilerin altında bir oyun olarak sahne aldı. İlk başlarda oldukça zevkli gelen ve ‘doğru zamanda doğru tuşa basma’ mini oyunları sayesinde dinozorları gırtlaklamak zevkli gelse de bir yerden sonra tüm bu mini oyunlar kendini tekrar etmeye başlıyordu. Dinozorlar hariç vasat grafikler sunan oyun, zayıf online özellikleriyle de bir kez oynanıp unutulacak bir oyun olmaya mahkumdu.
Dark Sector: Beş yıldır yapımı süren Dark Sector hakkında oyuncular yüksek beklentilere sahipti. Bu kadar uzun bir yapım süreci sonucunda elbette muhteşem bir oyun beklemek en doğal hakkımız. Ancak sonuç beklediğimiz gibi olmadı ne yazık ki. Resident Evil 4, Gears of War gibi başarılı birçok oyunu kopyalamakla yetinen oyun, güzel grafikleri ve ilk başlarda oldukça hoş gelen bumerang kullanımı ile bir süre bizleri oyalasa da eninde sonunda beklentilerin altında kalan, orta karar bir oyun oldu. Tek kişilik görev modu tüm bu sıkıntılara rağmen belli bir çizgiyi tutturup en azından bir kez oynanabilir ancak online mod oldukça sıkıcı ve ilginizi haketmiyor.
Silent Hill Homecoming: Korku oyunu sevenlerin her zaman yüksek ilgisine maruz kalmıştır Silent Hill serisi. Yeni nesile ilk ayak basışı ise maalesef yeterince kuvvetli olmadı. İlk defa Amerikalı bir yapım ekibi tarafından hazırlanan oyun, korku faktörünün altını kısıp aksiyona odaklanmışlar bu sefer. Kısmen başarılı olan bu tercih sorunlu kontrollere takılmasa oyun çok daha iyi yerlerde olabilirdi belki. Gene de başarılı öyküsü ve puslu ama hikayeye hizmet eden grafikleri ile ilgiyi de hakediyor. Serinin en çok sevilen özelliklerinden olan zor bulmacalar ise bu oyunda pek sahne alamıyor ne yazık ki. Kısacası, seriye yeni birşey katmayan ama aksiyon odaklı oluşu ile daha kolay oynanabilen bir Silent Hill oyunu ile karşı karşıyayız. Serinin fanları zaten kaçırmayacaktır.
Mercenaries 2: İlk oyunu ile bizleri şaşırtan ve kısa sürede PS2 klasiği haline gelen Mercenaries maalesef aynı kaliteyi devam oyunu ile gösteremiyor. Orta karar grafikleri ve oyuncuyu kilitlemeye müsait görev alma sistemi ile can sıkabilen oyun, co-op desteği sayesinde kısa ömrünü zorla uzatabiliyor. Tamamen parçalanabilir çevre ve özgür dünya yapısı da oyunun artıları arasında sayılabilir, ancak tüm artılarına rağmen oyun klasik olmaktan fersah fersah uzakta. İlk başlarda eğlenceli gelen yoğun aksiyon da bir süre sonra kendini fazlasıyla tekrar ediyor ve düşmanların berbat yapay zekalarının da yardımıyla zevkten çok sıkıntı verebiliyor. Özgür yapısı ve daha zevkli bir oyun tecrübesi sunan co-op adına alıp deneyebilirsiniz elbette, o kadar kötü bir oyun olsa Yılın Kötüleri bölümüne atardık Mercenaries 2′yi :) .
Star Wars The Force Unleashed: İşte beklentilerin altında kalan bir büyük isim daha. Star Wars adını her duyduğumuzda heyecanlandığımızı düşünürsek, bu isme sahip her oyundan da çok şey bekliyoruz doğal olarak. Ancak çoğu SW oyununda olduğu gibi gene istenen seviyeye ulaşamamış bir oyun Force Unleashed. İki üçleme arasındaki kayıp zamanı hikayesine fon etmek gibi çok önemli bir işe soyunan oyun, bu ağır yükün altından kalkamıyor ne yazık ki. Gücü çocuk oyuncağı gibi kullandığımız oyun, görsel açıdan tatmin edici sonuçlar verse de, değişken mekanlarına rağmen kendisini inanılmaz tekrar eden bir oyun yapısına sahip. Ayrıca kısa süresi ile de ne oynadığınızı anlamadan oyun bitiveriyor. Elbette bu eşsiz evrene hayran bir oyuncuysanız denemenizde fayda var (çoktan denemişsinizdir de), bir arkadaşa bakıp çıkacağım bahanesiyle oynayın ve unutun.
Fracture: Lucasarts’ın SW The Force Unleashed’den sonra çıkardığı Fracture’da yukarıdaki isimle aynı sıkıntıları paylaşıyor, aynı firmanın elinden çıkan iki kardeş gibiler. Oldukça yaratıcı bir fikirle yola çıkıyor aslında Fracture; toprak zemine hükmetme yeteneği. Bu yetenek sayesinde toprağı alçaltıp yükseltebiliyor ve bu özelliği hem mekana dayalı bulmacaları çözmekte kullanıyoruz hem de düşmanları kolayca altetmekte. Ancak oyun bu özelliği o kadar yüzeysel bir şekilde kullanıyor ki, bir yerden sonra hep aynı şeyleri yaptığınızı farkediyor ve PS3′ün ana menüsüne dönerken buluyorsunuz kendinizi. İlk birkaç saat eğlenceli gelen Fracture hemen ardından sıkıveriyor sizi. Düşüncede orijinal olan ama pratikte sınıfta kalan bu oyunu en azından denemeye çalıştığı şey hatırına deneyebilirsiniz, en azından belli bir süre elinizi oyalayacaktır. Sonrası mı? Yok öyle birşey :) .
Haze: Timesplitters gibi klasik olmuş bir seriyi yaratan ekibin yeni oyununu duyunca hepimiz heyecanlanmıştık doğal olarak. Üstelik Haze inanılmaz bir reklam kampanyası ile dikkatimizi çekiyordu. PS3′e özel olduğu ve FPS türünün kralı olacağını iddia eden oyun gözümüzü boyamıştı bir kere. Oyun sonunda çıktı ama çıkmasa da olurdu. Reklam tarihinin en büyük balonlarından olan Haze hiçbir yenilik içermeyen, standart bir FPS idi. Nectar sistemini etkisiz kullanan oyun, kullan-at traş bıçaklarından farksızdı. Bir kez tecrübe edilip unutulmak en iyisi oldu Haze için. Artık Free Radical’in kendini affettirmek için tek bir şansı var; yeni bir Timesplitters oyunu.
The Club: SEGA son iki senedir (Valkyria Chronicles hariç) vasat veya vasatı biraz geçen oyunlar yayımlayarak adını kötüye kullanıyor. The Club’da ilk duyurulduğunda iyi bir oyunmuş hissi uyandıran ama pratikte çuvallayan bir oyun. Eski atari salonlarındaki arcade oyunların mantığıyla ilerleyen oyunda bir adaya hapsolmuş mahkumları kontrol ediyorduk. Herkesin birbirine düşman olduğu bu ‘Free-for-All’ adada sağ kalan son kişi özgürlüğüne kavuşuyordu. Tek kişilik görev modu 3 saatte biten oyun, online moduna ağırlık veriyordu ama burada da hantal kontrollerin ve gerçeklik hissi vermeyen aksiyonun gazabına uğruyordu The Club. İlk birkaç saat zevkli gelebilen, ancak daha sonra uyku getiren bu oyun Yılın Kötüleri bölümüne girmekten bazı ufak artıları sayesinde kurtuluyordu. SEGA, hadi biraz silkelen artık, bize 90′lardaki gibi muhteşem oyunlar sunmanın zamanı gelmedi mi?
James Bond: Quantum of Solace: Sırtını Bond markasına sonuna kadar yaslamayı kafaya koymuş bir oyun QoS. Daniel Craig’in görsel-işitsel olarak oyuna katılması bunun en büyük göstergesi. Oyun son dönemlerdeki Bond oyunları içinde kalite çıtası daha yüksek dursa da özgün olmayan ve kendini tekrar eden oyun dinamikleri yüzünden sıkıcı hale geliyordu. Gene de kısa süresi sayesinde çok sıkılmadan, bol aksiyon içinde oyunu oynayabilirsiniz. Siper alma özelliği sayesinde sürekli FPS-TPS geçişleri yaşadığımız oyun, eğer vaktiniz bolsa oynayabileceğiniz, almasanız da çok bir şey kaçırmayacağınız bir yapım.
2008 YILININ KÖTÜLERİ:
Turning Point: Fall of Liberty: Fikir olarak çok orijinal bir oyun aslında TP: FoL. Eğer Hitler savaştan başarıyla çıksaydı 2000′lerde dünyaya hüküm sürseydi ne olurdu? Düşünün, Amerika’nın gökdelenleri arasında süzülen dev Alman zeplinleri, Naziler tüm ülkeye saldırıyor. Yapımcılar bu hoş ve farklı alternatif tarihi ne yazık ki kullanamıyor ve 2008 yılının en kötü oyunlarından birine imza atıyorlardı. Başarısız grafikleri, insanı güldürecek kadar sorunlu kontrol mekanizması ve orijinal bir fikri geliştiremeyen sığ senaryosu ile saniyesinde unuttuk bir oyunu. Ne, Turning Point mi?? O da nedir??
Viking: Gene iyi bir fikirle yola çıkılan ama o yolda tökezleyip en yakın uçurumdan düşen bir oyun Viking. God of War’a rakip olması için geliştirilen oyun, Kratos’un tırnağı olamayacak bir yapım olarak dükkan raflarına, oradan da kısa sürede tozlu raflara düştü. Oyunun en büyük eksiği yoğun biçimde hissedilen tamamlanmamışlık hissiydi. İlk bir saat zevkli gelen düşmanları kesip biçme, oyun boyunca az sayıda yeni kombo açıldığı için kendini tekrar hale geliyordu. GTA tarzı açık bir dünya sunan oyunda iri kıyım karakterimizin tabanına güvenip sağa sola koşturuyorduk saatlerce ama o kadar cansız bir dünya içerisindeydik ki, oyunda karakterimize ötenazi yapma hakkı tanınmaması büyük haksızlıktı. Kınıyorum.
Lost: İşte klasik bir başarılı filmden-diziden uyarlanan berbat oyun örneği. Ocak ayında beşinci sezonu başlayacak olan kült diziye öyle bir oyun yapıldı ki, Lost’un hayranı iseniz üzerinize hakaret olarak alabilirsiniz rahatlıkla. Uçak kazasından kurtulan ama dizide göremediğimiz bir karakteri oynadığımız oyun, kalbur üstü grafikleri dışında oyuncuya neredeyse hiçbir şey sunmuyordu. Sığ aksiyonu, zekamızla alay eden kolay bulmacaları ve bir yere varmayan öyküsü ile dizinin yanında Habeş maymunu gibi sırıtan bu oyunu yaratan yapımcıların kulaklarını sevgi cümlelerimizle(!) çınlatıyoruz. Çünkü Lost kesinlikle çok daha iyi bir oyunu hakediyor.
Iron Man: Sinemaya çok başarılı bir şekilde uyarlanan Iron Man’in konsol çıkartması tam aksine büyük bir hayalkırıklığı oldu. Oyun muhteşem PS2 grafikleriyle göz dolduruyor, bu oyunu satın aldığınız için arkadaşlarınızın sizinle alay etmesine yol açıyordu (dokunmayın, yaralıyım bu konuda :) ). İlk başlarda başarılı gelen uçuş dinamikleri ise kısa bir sürede yerini kontrol kaosuna bırakıyordu. Karışık tuş takımları, düşük yapay zekalarına rağmen arı sürüsü gibi saldıran düşmanları, berbat grafikleri ve oyuncuyu yoran amaçsız aksiyonu ile ekranda çileye dönüşüyordu Iron Man.
Legendary: Bu oyundan birşey olmayacağını, orta karar grafikleri gösterirken pişkin pişkin sunum yapan yapımcılardan hissetmiştik. Legendary’i 2008′in en büyük hitlerinden biriymiş gibi lanse eden GameCock, Pandora’nın Kutusu fikrinden yola çıkan ilginç bir konuyu rezil bir oyunla sunuyor ve 2008′in Balonu ödülünü tur bindirerek kazanıyor. Sıska ve tüysüz kurt adamları, baston yutmuş insan animasyonları ve tokluk hissini asla vermeyen aksiyonu yüzünden oyunu PS3′ümüze takıp çıkartmamız toplam 5 dakikamızı aldı. Uzak duralım efendim.
Need for Speed Undercover: İşte bir devin ölümü. Hayatımızın her evresinde kendine yer bulmuş bu uzun ömürlü seri sanıyoruz ki sona çok yaklaştı. Geçen sene çıkan Need for Speed ProStreet’ten kötü ne olabilir demiştik, bu sorumuza Undercover ‘Beeen, ben!!!’ çığlıkları atarak yetişti. Evet, ProStreet’e oranla iyileştirmeler yapılmış ancak bu oyunun devasa kusurlarını örtemiyor. Burnout gibi açık bir dünyada geçen oyun bunun nimetlerini asla kullanmıyor ve sizi arabanızla amaçsız bir şekilde ortaya atıyor. Ayrıca oldukça detaylı ve göze hoş gelen grafikler, aracınızla hız kazandığınızda bir anda tüm detaylılığını yitiriyor ve çirkin yüzünü gösteriyor. Bu büyük ismin adını son üç oyunla lekeleyen yapımcılar bu saatten durumu toparlayabilirler mi veya böyle birşey istiyorlar mı bilemiyorum ama Need for Speed Undercover’ın serinin son oyunu olma ihtimali kuvvetli.
NOT: Unuttuğumuz, gözümüzden kaçan iyi veya kötü oyunlar vardır elbette, aşağıda belirtin bunları ve tartışalım güzel güzel :)












Tarih: Aralık 17th, 2008 14:10
Burnout Paradise ve Devil may cry 4 yıldızlarda olmalıydı :) neyse yinede güzel bi liste olmus baska oyunda aklıma gelmiyor timeshift falan vardı gerci tha darkness ne zaman cıktı bilmiyorum 2008 de değil sanırsam ne cabuk gecti beeaa 2008 :) 2009 listesi bunun 10 katı güzellikte olcak gibi geliyor :)
Tarih: Aralık 17th, 2008 14:21
Burnout Paradise gerçekten çok iyi bir oyun ama içerdiği bazı teknik eksiklikler (bence) yıldızlığı kıl payı kaçırmasına neden oluyor. Gene de 2008 yılının kesinlikle en iyi oyunlarından. Devil May Cry 4 seriye ve türe herhangi bir yenilik getirmiyor görsellik dışında, yoksa onu da yıldız yapardık :) . The Darkness çıkalı 1.5 sene oluyor en az, Timeshift 2008 olabilir ama, gözümden kaçmıştır. Gerçi listeye ekleseydim Orta Şekerliler grubuna koyardım TimeShift’i :) . 2009 bence de oldukça kaliteli oyunlara sahne olacak..
Tarih: Aralık 17th, 2008 14:43
bence genel olarak başarılı bi liste sadece burnout ve dmc 4 orta şeker kısmında olmalıydı nedenini dmc1 ve burnout: takedown oynarsanız anlarsınız. dmc4 kendini tekrar ediyo. burnout ta grafik iyi onun dışında yarış çeşitlerinde olumlu değişiklikler yapmamışlar. kısaca grafik gelişmiş 2 oyundada buda göz boyuyo sadece
Tarih: Aralık 17th, 2008 18:37
Mükemmel ölçüde bilgilendirici bir yazı. Ellerin dert görmesin tool.
Bu yazıda senınle genel görüşlerimiz %95 oranında tutuyor.
Farklarımız ise şunlar Turok`u 2008 in iyileri arasına alabilirdin bence. Cunku her ne kadar multisi kotu olsa da icerdigi cok kaliteli yapay zeka, muhtesem silahlar ve atmosfer nedeniyle bence 8.5`u hakeden bir oyun. Condemned 2`da yıldız seviyesine çok yakın bir oyun. Ama yeri yanlis da olmamis aslinda, `yıldız` desek fazla gelebilir. :)
Sonuçta mükemmel bir yazı olmuş. Üstüne yazabileni tanımıyorum tool.
Tarih: Aralık 17th, 2008 21:33
dostum asasin creed i unutmuşsun onuda eklemelisin bence yıldızların arasına
Tarih: Aralık 17th, 2008 21:38
yada pardon asasin creed 2007 nin sonlarında çıkmıştı. yada ben yanlış biliyorum.
Tarih: Aralık 18th, 2008 06:21
lord merhaba
dediğin gibi Assasins Creed 2007 sonlarına doğru piyasaya çıkmıştı. listemizde o nedenle yer almadı. yoksa emin ol kaçırmazdık. :)
iyi oyunlar, PST de kalın.
Tarih: Aralık 18th, 2008 07:06
Mukemmel bir yazi olmus emegine saglik Tool….Yukardaki oyunlarin bir cogunu oynama firsati bulmus olmanin mutluluguyla 2008 i kapatiyorum yavas yavas….2009 da hep beraber nice guzel oyunlara…
Biz oyun tutkunlarinin anilarini bu yazi ile tekrar canlandirdigin icin tesekkurler Tool
Kolay gelsin…
Tarih: Aralık 18th, 2008 09:37
Arkadaşlar yorumlar için teşekkür ederim.. Bir iki tanesi dışında bütün oyunları bende oynama şansına eriştim ne mutludur ki.. Zaten oynayamadığım oyunları pek eklemedim listeye, buralara düşmeyen oyunlardan bahsediyorum, Rock Band 2 gibi..
Yener, Turok’a biraz acımasız mı davrandım sanırım, senden özür dilerim, oyunu sevdiğini biliyordum :) Senin gönlünün iyilerinden Turok, boşver benim düşünceleri :) :)
Tarih: Aralık 20th, 2008 20:15
Olur mu Tool. bosver Turok`u. asil gercek su: Turkiye`de baska boyle kaliteli bir yazi yok, en azindan PS3 ile ilgili.
Ben goruslerinin hemen hepsine katiliyorum. Bu gorusler de bu yazidan daha iyi bir sekilde anlatilamazdi eminim ;)
Tarih: Aralık 20th, 2008 20:29
Tool`un da dedigi gibi Legendary bu senenin en buyuk rezaletidir.
`Kus` vurmak icin onca paraya kiyilir mi yahu? :)
uzak durun aman haaa sakin :)
Tarih: Mart 6th, 2009 11:14
assassin creed 2007 oyunu mu
Tarih: Mart 6th, 2009 11:16
evet caner, 2007′nin son aylarında çıktı Assassins Creed..